YDÜ Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Enstitüsü Doç. Dr. Cenk Serhan Özverel ile YDÜ Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kaya Süer, Batı Nil Virüsü konusunda paniğe neden olunmaması gerektiğini vurguladı
Kıbrıs’ta bildirilen Batı Nil Virüsü vakalarını, geliştirdiği Küresel Salgın İzleme Portalı ile anlık olarak takip eden Yakın Doğu Üniversitesi, enfeksiyonların büyük bölümünün belirtisiz veya hafif seyrettiğini belirterek paniğe gerek olmadığını açıkladı.
Kıbrıs’ın güneyinde bildirilen Batı Nil Virüsü vakalarının ardından Kuzey Kıbrıs’ta da üç kişinin testinin pozitif çıkması, virüsü yeniden gündeme taşıdı. Yakın Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Enstitüsü Doç. Dr. Cenk Serhan Özverel ile Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kaya Süer, Batı Nil Virüsü enfeksiyonlarının çok büyük bölümünün belirtisiz veya hafif seyirli geçirildiğini, genç ve sağlıklı bireylerde ağır tablo riskinin oldukça düşük olduğunu vurguladı. Riskin özellikle ileri yaş grubunda arttığına dikkat çeken uzmanlar, sivrisineklere karşı önlem alınmasının önemli olduğunu ancak mevcut tablonun paniğe neden olmaması gerektiğini belirtti.
Sivrisinekler aracılığıyla insanlara ve hayvanlara bulaşabilen Batı Nil Virüsü, Kıbrıs’ta bildirilen yeni vakalarla yeniden gündeme geldi. Güney Kıbrıs’ta son günlerde bildirilen vakaların ardından Kuzey Kıbrıs’ta da üç kişinin Batı Nil Virüsü testinin pozitif çıktığı açıklandı. KKTC Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, üst solunum yolu enfeksiyonu, boğaz ağrısı, ateş ve halsizlik şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuran iki hasta hastaneye yatırıldı. Yapılan tetkiklerde her iki hastanın da Batı Nil Virüsü testi pozitif çıktı. Bakanlık, hastaların sağlık durumlarının bir önceki güne göre daha iyi seyrettiğini ve hayati tehlikelerinin bulunmadığını bildirdi. Üçüncü pozitiflik ise herhangi bir şikayeti bulunmayan bir kişide rutin kan tetkikleri sırasında tespit edildi. Bakanlık, pozitiflik saptanan kişilerin sağlık durumlarının yakından takip edildiğini açıkladı.
KÜRESEL SALGIN İZLEME PORTALI TAKİPTE!
Yakın Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen Küresel Salgın İzleme Portalı, aralarında Batı Nil Virüsü’nün de olduğu 25 farklı enfeksiyon etkenine ilişkin verileri dünyanın farklı bölgelerinden anlık olarak takip ediyor.
Portal üzerinden vaka sayılarındaki değişimlerin, coğrafi yayılımın ve epidemiyolojik eğilimlerin analiz edildiğini belirten Yakın Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Cenk Serhan Özverel, “Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde bildirilen son vakaları yakından takip ediyoruz. Mevcut veriler, Batı Nil Virüsü aktivitesinin Ada genelinde izlenmesi ve sürveyans çalışmalarının güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor” dedi.
Portalın temel amaçlarından birinin olası riskleri erken aşamada belirlemek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özverel, “Erken uyarının amacı toplumda korku oluşturmak değil, doğru zamanda doğru önlemlerin alınmasını sağlamak. Elde ettiğimiz güncel verileri karar vericilerle paylaşarak halk sağlığına yönelik önlemlerin bilimsel veriler ışığında şekillendirilmesine katkı sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.
DİKKATLİ OLMAKTA FAYDA VAR ANCAK PANİĞE GEREK YOK!
Batı Nil Virüsü’nün klinik seyrine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kaya Süer de toplumun mevcut gelişmeleri sakin biçimde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.
Hastalığın önemli bir bölümünün ağır bir klinik tabloya dönüşmeden geçirildiğini belirten Prof. Dr. Kaya Süer, “Vakaların yaklaşık yüzde 80’i herhangi bir semptom göstermeden enfeksiyonu geçiriyor. Semptom gelişen vakaların büyük bölümü ise üst solunum yolu enfeksiyonunu andıran ateş, halsizlik ve benzeri şikayetlerle seyrediyor. Genç ve sağlıklı kişilerde ağır hastalık riski oldukça düşük” ifadelerini kullandı.
Riskin özellikle ileri yaş grubunda arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Süer, “İleri yaş grubunda düşük de olsa risk bulunuyor. Özellikle 65 yaş üzerindeki bireylerde nörolojik tutulum açısından daha dikkatli olunması gerekiyor. Yaklaşık yüzde 1 oranında nörolojik tutulum riski söz konusu. Bu hastalarda enfeksiyon menenjit veya ensefalit gibi daha ciddi klinik tablolara ilerleyebildiği için yakın takip önemli” dedi.
Batı Nil Virüsü’nün günlük temasla insandan insana bulaşmadığının özellikle bilinmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaya Süer, “Bu hastalık grip gibi kişiden kişiye yayılan bir enfeksiyon değil. Temel bulaş yolu enfekte sivrisineklerin ısırmasıdır. Dolayısıyla toplumun dikkatli olması, özellikle ileri yaştaki kişilerin sivrisineklerden korunması önemli. Dikkatli olmakta fayda var ancak panik yapmaya da gerek yok” ifadelerini kullandı.
GÖÇMEN KUŞLAR VE SİVRİSİNEKLER DOĞAL DÖNGÜNÜN PARÇASI
Batı Nil Virüsü’nün doğadaki temel yaşam döngüsü kuşlar ile sivrisinekler arasında gerçekleştiğini söyleyen Doç. Dr. Cenk Serhan Özverel, “Özellikle Culex cinsi sivrisinekler, enfekte kuşlardan kan emerken virüsü alabiliyor ve daha sonra insanları veya atları ısırdıklarında enfeksiyonu taşıyabiliyor” dedi.
Göçmen kuşların virüsün farklı coğrafyalara ulaşmasında önemli rol oynadığını söyleyen Doç. Dr. Özverel, “Kıbrıs’ın Afrika ile Avrupa arasındaki önemli kuş göç yollarından biri üzerinde bulunması nedeniyle Batı Nil Virüsü ve benzeri vektör kaynaklı enfeksiyonların Ada’da düzenli olarak takip edilmesi önem taşıyor.
Bununla birlikte kuşların ve sivrisineklerin doğal yaşam alanlarının parçası olması tek başına toplum açısından olağanüstü bir risk anlamına gelmiyor. Önemli olan sivrisinek popülasyonlarının düzenli izlenmesi, üreme alanlarının kontrol edilmesi ve insan ile hayvan vakalarının sürveyansının birlikte yürütülmesi.
BASİT ÖNLEMLERLE SİVRİSİNEK ISIRIKLARINDAN KORUNMAK MÜMKÜN
Batı Nil Virüsü’ne karşı korunmanın temelini sivrisinek ısırıklarının önlenmesi oluşturuyor. Bunun için ev ve bahçelerde su birikmesine neden olabilecek kapların düzenli olarak boşaltılması, kullanılmayan su kaplarının kapalı tutulması ve sivrisineklerin üreyebileceği durgun su alanlarının azaltılması önem taşıyor.
Kapı ve pencerelerde sineklik kullanılması, sivrisineklerin yoğun olduğu dönemlerde açıkta kalan cilt yüzeylerini azaltan giysilerin tercih edilmesi ve uygun sivrisinek kovucuların kullanılması da bireysel korunmaya yardımcı oluyor. Bu önlemler toplumun tamamı için önemli olmakla birlikte, ağır hastalık açısından riskin arttığı 65 yaş ve üzerindeki bireylerin korunma önlemlerini daha titizlikle uygulaması önem taşıyor.