Doktorların tüm kamu hastanelerinde başlattığı grev, 4’üncü gününde devam etti. Tıp-İş Başkanı Özlem Gürkut, haftada 60–80 saati aşan sürelerle çalışan
hekimlerin “vatan hainliği” ve “insan sevgisinden yoksun olmakla” suçlandığını belirtti ve mobbinge maruz kaldıklarını belirtti
Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası’nın (Tıp-İş), “sorunlara çözüm üretilmek yerine diyalog yolunun kapatıldığı ve hekimlerin tehdit edildiği” gerekçesiyle 6 Şubat’ta başlattığı grev 4’üncü gününde.
Sendika, taleplerine Sağlık Bakanlığı’ndan herhangi bir yanıt verilmemesi üzerine; acil servisler, yoğun bakım, yatan hasta hizmetleri, hemodiyaliz ve kemoterapi hizmetleri hariç, örgütlü olduğu kamu sağlık birimlerinde 07.45–15.30 saatleri arasında tüm sağlık hizmetlerini durdurdu.
Tıp-İş, bu çerçevede Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Onkoloji Merkezi’ndeki Hekimler Sendikası Lokali’nde basın toplantısı düzenledi.
Tıp-İş Başkanı Özlem Gürkut, devam eden eylem ve grev sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, “Büyük bir manipülasyonla karşı karşıyayız; üyelerimiz baskı ve mobbinge maruz kalıyor” dedi.
Hekimlerin “az çalıştığı” yönündeki iddiaları reddeden Gürkut, taleplerinin “hastaya ulaşabilecek, güvenli ve sürdürülebilir sağlık hizmeti sunabilecek çalışma koşullarının oluşturulması” olduğunu söyledi.
Hizmetlerin sürdürülebilirliği için yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirten Gürkut, 24 saat nöbet tutan bir hekimin ertesi gün dinlenmiş bir meslektaşıyla birlikte 8 saat daha çalışmasının nasıl düzenleneceğini sordu.
Kamu sağlık çalışanlarının Kamu Sağlık Çalışanları Yasası kapsamında çalıştığını, buna karşın farklı çalışma ve özlük haklarını düzenleyen yasalar altında çok sayıda statü yaratıldığını ileri süren Gürkut, kamusal sağlık hizmetinin 24 saat kesintisiz sürmesi gereken bir alan olduğunu, tek hekimle yürütülen branşlar, nöbet ve on-call uygulamaları nedeniyle özel düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Mahkeme kararıyla iptal edilen maddeler sonrası mevcut yasada hekimlerin çalışma saatlerini düzenleyen açık bir hüküm kalmadığını belirten Gürkut, buna rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından “tam mesai” adı altında yeni bir uygulamanın gündeme getirildiğini söyledi.
24 saat nöbet tutan hekimin ertesi gün dinlenmeden çalışmaya devam etmesinin hem hekim sağlığı hem de hasta güvenliği açısından ciddi riskler doğurduğunu dile getiren Gürkut, dinlenme süreleri, yemek düzeni, gebelik ve emzirme dönemlerinde nöbet uygulamaları gibi konularda yasal düzenleme bulunmadığını savundu.
Bu koşullarda sağlık hizmetinin sürdürülebilirliğinin mümkün olmadığını söyleyen Gürkut, düzenleme yapılmadan uygulamaya geçilmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
“HEKİMLER HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR”
Örneklerle hekimlerin yaşadığı zorluklara da değinen ve “Hekimler hedef haline getiriliyor” diyen Gürkut, hekimlerin “vatan hainliği” ve “insan sevgisinden yoksun olmakla” suçlandığını söyledi.
Gürkut, grev sürecinde acil servisler, yoğun bakım, yatan hasta hizmetleri, kemoterapi ve hemodiyaliz gibi hayati hizmetlerin sürdürüldüğünü, hekimlerin hangi hastanın acil olduğunu değerlendirme sorumluluğuyla hareket ettiğini; buna karşın bazı idari uygulamaların hasta ile hekimi karşı karşıya getirdiğini ve grev kırıcılığı yapıldığını ileri sürdü.
Kamuda görev yapan yaklaşık 488 hekimin yüzde 53’ünün sözleşmeli, mecburi hizmetli veya geçici statüler altında çalıştırıldığını ifade eden Gürkut, bu statülerin geçici olma niteliğini yitirerek kalıcı bir istihdam yöntemine dönüştüğünü savundu.
Bazı hekimlerin 20 yılı aşkın süredir sözleşmeli çalıştığını belirten Gürkut, grev sürecinde sözleşme iptali, mecburi hizmet uzatılması, asalet tasdiki yapılmaması ve nöbet ücretlerinin kesilmesi gibi uygulamalarla hekimler üzerinde baskı kurulduğunu iddia etti.
Kamusal sağlık alanının cazibesini yitirdiğini ve nitelikli hekim temininde zorluk yaşanacağı görüşünü dile getiren Gürkut, kamuda hekimlerin altı farklı statüde istihdam edilmesinin maaş, özlük hakları ve çalışma koşullarında eşitsizlik yarattığını söyledi.
Hastane yönetim konseyleri ile danışma kurullarının etkin toplanmadığını da öne süren Gürkut, kamusal sağlık sisteminde yoğun bakım, hematoloji, endokrinoloji ve gastroenteroloji gibi branşlarda ciddi uzman hekim eksikliği bulunduğunu, emekli hekimlerin geçici çözümlerle hizmet verdiğini söyledi.
Altyapı sorunlarına da işaret eden Gürkut, ameliyathanelerde fiziki yetersizlikler bulunduğunu, yatak kapasitesinin artmadığını, polikliniklerde destek personeli eksikliği nedeniyle hekimlerin hem klinik hem idari işleri birlikte yürütmek zorunda kaldığını söyledi.
Hekimlerin haftada 60–80 saati aşan sürelerle çalıştığını savunan Gürkut, buna rağmen kamuoyunda “az çalışıldığı” yönünde bir algı oluşturulmaya çalışıldığını iddia etti. Poliklinik saatleriyle ilgili eleştirilere de yanıt veren Gürkut, hekimlerin polikliniğe çıkmadan önce yatan hastaların muayenesi, tedavi düzenlemeleri ve sistem kayıtlarını yapmak zorunda kaldığını söyledi.
Gürkut, Tıp fakültelerine kabullerde usulsüzlük iddiaları ile tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık yasa tasarısında yapılmak istenen değişikliklerin mesleğin geleceği ve halk sağlığı açısından risk taşıdığını kaydetti.
Gürkut, “Biz çalışmaya varız. Talebimiz, hastalarımıza ulaşabilecek, iyi hekimlik yapabilecek koşulların oluşturulmasıdır. Bunun sorumluluğu hizmeti yönetmekle yükümlü olanlardadır” dedi.
Hekim sayısının yetersizliği ve yeni hastanelerin açılmasıyla hizmetin nasıl sürdürüleceğine ilişkin bir soru üzerine ise Gürkut, ülkede nüfusun kontrolsüz biçimde arttığını, buna karşın planlamaların hâlâ daha düşük nüfus varsayımı üzerinden yapıldığını savundu.
Gürkut, nüfusun doğru bilinmemesi nedeniyle ilaç temininden hastane planlamasına, hekim istihdamından hizmet kapasitesine kadar birçok alanda ciddi aksamalar yaşandığını ileri sürdü.
Gürkut, hekimlerin talebinin hastalara daha iyi hizmet sunulmasının önünün açılması olduğunu yineleyerek, hekimlerin çalışma koşulları ve özlük haklarının bunun temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı.
Kamusal alanda sağlık çalışanlarını tutabilecek koşullar yaratılmadığı takdirde yakın gelecekte hekim bulunamayacağını dile getiren Gürkut, “tam mesai” söylemiyle sunulan düzenlemelerin hasta yararından çok farklı amaçlar taşıdığını savundu.






